3 Ağustos 2026, Pazartesi
13:54

Prof. Dr. Zakir Avşar: ''Yüz Yılın Sorunu Çözülürken Gelecek Bin Yılın Kapısı Aralanırken Erdoğan Vizyonu…''

Prof. Dr. Zakir Avşar: ''Yüz Yılın Sorunu Çözülürken Gelecek Bin Yılın Kapısı Aralanırken Erdoğan Vizyonu…''

Akademisyen ve Haber7 yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, ''Yüz Yılın Sorunu Çözülürken Gelecek Bin Yılın Kapısı Aralanırken Erdoğan Vizyonu…'' adlı yazısında çeşitli değerlendirmelerde bulundu.

ANKARA - BHA

Akademisyen ve Haber7 yazarı  Prof. Dr. Zakir Avşar, ''Yüz Yılın Sorunu Çözülürken Gelecek Bin Yılın Kapısı Aralanırken Erdoğan Vizyonu…'' adlı yazısında şu ifadelere yer verdi:

''Uluslararası siyasette bazı diplomatik süreçler imzalanan anlaşmaların sayısından veya ekonomik büyüklüğünden çok ortaya çıkardıkları yeni stratejik yönelim nedeniyle tarihsel önem kazanır.

Türkiye ile Irak arasında son birkaç yılda geliştirilen kapsamlı iş birliği süreci bu nitelikte bir dönüşümü temsil etmektedir.

Güvenlikten enerjiye, ulaştırmadan ticarete, su yönetiminden savunma sanayiine kadar geniş bir alana yayılan anlaşmalar bütünü iki komşu devlet arasındaki ilişkilerin gelişmesinin ötesinde Orta Doğu'nun değişen jeopolitik ve jeoekonomik dengelerini yeniden tanımlayan bir vizyonu yansıtmaktadır.

Yirmi birinci yüzyılın uluslararası rekabeti klasik güç mücadelesinden farklı dinamikler üzerinden şekillenmektedir.

Askerî kapasite önemini artırarak korumakla birlikte devletlerin uluslararası sistem içerisindeki ağırlığını belirleyen unsurlar arasına enerji güvenliği, ticaret koridorları, kritik altyapılar, lojistik ağlar, dijital bağlantılar ve tedarik zincirleri de vazgeçilmez bir şekilde girmiştir.

Gücün üretildiği alanlar genişledikçe jeopolitiğin mahiyeti de değişmektedir. Günümüz dünyasında bir limanın kapasitesi, bir enerji terminalinin işlevi, bir demiryolu koridorunun sürekliliği veya bir boru hattının güvenliği birçok durumda askerî üsler kadar stratejik değer taşımaktadır.

Ekonomik bağlantısallık ile güvenlik arasında kurulan bu güçlü ilişki devletlerin dış politika önceliklerini de yeniden şekillendirmektedir.

Türkiye ile Irak arasında son dönemde ortaya çıkan yakınlaşmanın anlamı tam da bu dönüşüm içerisinde aranmalıdır.

Yarım asırdan fazla süre boyunca iki ülke ilişkilerinin gündemi büyük ölçüde güvenlik sorunları tarafından belirlenmiştir. Terör örgütlerinin Irak'ın kuzeyindeki varlığı, sınır güvenliği, düzensiz göç, merkezi otoritenin zayıflaması ve bölgesel istikrarsızlık Ankara ile Bağdat arasındaki temasların temel çerçevesini oluşturmuştur. Güvenlik kaygılarının belirleyici olduğu bu dönem, doğal olarak ilişkilerin ekonomik ve kurumsal boyutlarının ikinci planda kalmasına yol açmıştır.

Son dönemde geliştirilen yaklaşım ise güvenlik meselesini farklı bir zemine taşımaktadır.

Terörle mücadele, sınır güvenliği ve istihbarat iş birliği önemini korurken bu başlıklar artık ekonomik kalkınmayı mümkün kılan stratejik altyapının parçası olarak ele alınmaktadır.

Güvenlik ile refah arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması Türkiye-Irak ortaklığının en belirgin özelliklerinden biridir. Böylece güvenlik politikaları ile ekonomik entegrasyon birbirini tamamlayan iki unsur hâline gelmektedir. Bu değişimin kurumsal temelleri 2024 yılında başlatılan kapsamlı iş birliği süreciyle atılmış, 2025 yılında imzalanan yeni anlaşmalarla güçlendirilmiş, geçtiğimiz hafta Irak Başbakanı Ali el-Zeydi'nin Ankara ziyareti sırasında ulaşılan mutabakatlarla daha ileri bir aşamaya taşınmıştır.

Bu kronoloji elbette diplomatik temasların düzenli biçimde artmasını gösteren sıradan bir takvim değildir. Karşımızda bulunan tablo tarih, kültür ve inanç coğrafyamızda önemli yeri olan Irak’la ve bölgemizdeki dost ve kardeş ülkelerle ortak gelecek tasavvurumuzu şekillendiren uzun vadeli bir stratejinin aşamalarını ortaya koymaktadır.

Bu stratejinin üç temel sütunu bulunmaktadır. Birincisi güvenlik mimarisinin ortak tehdit algısı üzerinden yeniden yapılandırılmasıdır. İkincisi, Basra Körfezi'ni Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlamayı hedefleyen Kalkınma Yolu Projesi ile ulaştırma ve ticaret ağlarının bütünleştirilmesidir. Üçüncüsü ise enerji alanında geliştirilen yeni ortaklıktır. Bu üçüncü sütun son dönemde atılan adımlar dikkate alındığında sürecin en dikkat çekici boyutunu oluşturmaktadır.

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi'nin Ankara ziyareti sırasında açıklanan enerji iş birliği kararları Türkiye-Irak ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını aralamıştır.

Türkiye'ye günlük 1 milyon varile kadar petrol sevkiyatı hedefi ilk bakışta ticari bir kapasite artışı gibi görünmektedir. Oysa bu hedef Türkiye-Irak enerji ortaklığının ulaştığı yeni stratejik düzeyi ortaya koymaktadır. Bugüne kadar ilişkiler büyük ölçüde mevcut üretimin taşınması ve boru hattının işletilmesi ekseninde şekillenmişti. Yeni yaklaşım ise üretimden taşımaya, depolamadan rafinaja kadar uzanan bütünleşik bir enerji değer zinciri oluşturmayı amaçlamaktadır.

Günlük 1 milyon varillik kapasite, bu zincirin ekonomik ölçeğini ifade ettiği kadar tarafların uzun vadeli stratejik iradesini de yansıtmaktadır.

Bu hedefin gerçekleşmesi üretim kapasitesinin artırılmasını zorunlu kılmaktadır. Tam da bu noktada TPAO'nun Musul-Kerkük havzasındaki geliştirme projelerine yüzde 15 ortak olması stratejik anlam kazanmaktadır. Türkiye petrolü taşıyan ülke konumundan çıkarak üretim artışına doğrudan katkı sağlayan yatırımcı aktör kimliği kazanmaktadır. Böylece sevkiyat hedefi ile üretim ortaklığı birbirini tamamlayan iki stratejik unsur hâline gelmektedir.

Günlük 1 milyon varillik sevkiyat Ceyhan'ın yeniden Doğu Akdeniz'in en önemli enerji terminallerinden biri hâline gelmesini sağlayabilecek ölçektedir. Bu kapasite Türkiye'nin enerji arz güvenliğini güçlendirecek, Irak'ın ihracat seçeneklerini çeşitlendirecek ve Kalkınma Yolu Projesi'nin oluşturacağı ulaştırma altyapısıyla birlikte enerji ile lojistiği aynı jeoekonomik koridorda buluşturacaktır. Ortaya çıkan tablo, boru hattı diplomasisinin ötesine geçen, üretim, yatırım, ticaret ve ulaştırmayı tek stratejik mimaride birleştiren yeni bir bölgesel enerji düzenine işaret etmektedir.

Musul-Kerkük havzasındaki geliştirme projelerine ortaklık teknik bir yatırım kararının çok ötesinde stratejik sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Bu gelişme, Türkiye'nin Irak enerji denklemindeki konumunu yeniden tanımlamakta ve enerji diplomasisinin kapsamını üretim, yatırım, teknoloji ve uzun vadeli kaynak yönetimi alanlarına doğru genişletmektedir.

Malum, Türkiye'nin Irak petrolüyle ilişkisi büyük ölçüde Kerkük-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı üzerinden şekillenmiştir ve rolü petrolün uluslararası pazarlara güvenli biçimde ulaştırılmasını sağlayan transit ülke kimliğiyle sınırlı kalmıştır.

Bugün ortaya çıkan yeni tablo ise bu çerçevenin değişmeye başladığını göstermektedir. Musul-Kerkük sahalarına ortaklık Türkiye'yi enerji değer zincirinin üretim aşamasına taşıyan tarihî bir eşik niteliği taşımaktadır.

Enerji sektöründe stratejik etki, rezerv geliştirme, yatırım kararları, teknoloji paylaşımı ve üretim planlamasına katılım yoluyla oluşmaktadır. Bu nedenle yüzde 15'lik ortaklık oranı sayısal büyüklüğünden bağımsız biçimde yüksek stratejik değer üretmektedir.

Keza Musul ve Kerkük'ün seçilmiş olması da dikkat çekicidir. Bu alan yirminci yüzyılın başından itibaren küresel enerji rekabetinin en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Osmanlı Devleti'nin son döneminde başlayan uluslararası mücadele Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında farklı diplomatik boyutlar kazanmış ve petrolün dünya siyasetindeki belirleyici rolünün artmasıyla birlikte bölgenin jeopolitik ağırlığı daha da yükselmiştir. Aradan geçen bir asra rağmen Musul-Kerkük havzası stratejik önemini korumaktadır. Türkiye'nin bu sahalarda yatırımcı ve üretici aktör olarak yer almaya başlaması enerji politikalarının ötesine uzanan jeostratejik sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir.

Bu noktada dikkat çekici olan husus güvenlik, enerji ve ulaştırma başlıklarının tek bir stratejik mimari içerisinde bütünleşmesidir. Kalkınma Yolu Projesi'nin oluşturacağı lojistik ağ ile Musul-Kerkük enerji havzasında geliştirilen ortaklık birbirini destekleyen iki temel eksen oluşturmaktadır.

Güvenlik mekanizmaları bu altyapının korunmasını sağlayacak enerji yatırımları ekonomik sürdürülebilirliği güçlendirecek, ulaştırma koridorları ise bölgesel ticaretin yönünü değiştirecektir. Böylece Türkiye ile Irak arasında gelişen ortaklık iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilerin çok ötesine geçen kapsamlı bir bölgesel stratejiye dönüşmektedir.

100 yıllık bir hesap görülürken 1000 yıllık bir geleceğin kapısı işte bu şekilde aralanmaktadır…

Gelinen noktanın mimarı ise elbette Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır ve onun bölgesel ve küresel vizyonunun genişliğidir. Çalıştığı ekibin, bakanlarının, yol arkadaşlarının ve çeyrek aşırı bulan siyasi hayatıyla AK Parti’nin ufkudur…''

Benzer Haberler

Marka Flower Çiçekçi